İBN RÜŞD YÂD EDİLDİ.

Büyük İslam Filozofu İbn Rüşd, Dünya Felsefe Günü’nde İstanbul Üniversitesi’nin ev sahipliğinde düzenlenen panelle anıldı.

İslam dünyasında yetişmiş en büyük filozoflardan biri olan İbn Rüşd, İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraki Kültür AŞ, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, İstanbul Edebiyat Derneği (İSEDER) ve Bilim-Teknoloji Çalışma Grubu işbirliği ile Dünya Felsefe Günü’nde düzenlene panelle anıldı. Oturum Başkanlığını İbn Haldun Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü ve Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Burhan Köroğlu’nun yaptığı panelde; Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Atilla Arkan “İbn Rüşd’de Akıl ve Bilgi”, Yazma Eserler Kurumu Başkanı Prof. Dr. Muhiddin Macit “Aristoteles Şarihi Olarak İbn Rüşd”, Kırklareli Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ahmet Çapku “İbn Rüşd’de Felsefe ve Toplum”konuları  ele aldılar.

“ORTAÇAĞ BİLGİ ÇAĞI DEĞİL, BİLGİYİ KEŞFETME ÇAĞIDIR”
Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Atilla Arkan “İbn Rüşd’de Akıl ve Bilgi”,adlı sunumunda, İbn Rüşd’ün akıl ve bilgiye verdiği öneme dikkat çekerek şunları söyledi:  “ İbn Rüşd’de evren doludur, sınırı vardır, en nihayetinde de faal akıl tarafından yönetilmektedir. İnsan bilginin kaynağıdır. İbn Rüşt faal akıl aynen taşımaktadır. Ortaçağ bilgi çağı değildir. Bilgiyi keşfetmedir.  Ortaçağda var olanın bir keşfidir bilgi, akıl da bunun aracıdır. Neticede evrenin hepsi Tanrı tarafından yaratılmıştır. İnsan aklı aracı ile bunu keşfetmeye çalışır. İbn Rüşd’ün şüphesiz bilgi veya akıl konusunu tartışırken halletmeye çalıştığı sorun nedir? En önemli sorunlarından bir tanesi din ile felsefe arasında bir uyum inşa etmektedir. İbn Rüşd felsefi meseleleri tartışsa da din ile felsefe ilişkilerin de tartışır. Sadece dini yorumlamaz, felsefeyi de yorumlar. Evrensel bilgi birikimini takip eder, bunu sürdürür. Bir bilim adamı persteki ile takip eder ve yorumlar. Bil kuvve olarak isimlendirilen aklın ilk basamağı olan heyûlânî akıldan; heyûlânî aklın kemali olarak belirlenen bil meleke akıldan ve diğer akılları bil kuvve halden bilfiil hale çıkartan faal akıldan bahsetmektedir. Faal aklın aracılığı sayesinde, son basamak olan müstefad akıl seviyesine ulaşarak, bizde bulunan akıl bütün kısımlarıyla mükemmelleşir veya fiil haline dönüşür. İbn Rüşd, müstefad aklın Faal akıl olduğunu söyler, başka bir yerdeki bu aynileştirme ise Faal aklın “bizim nihai suretimiz”olduğunu söylemesine izin verir.”

DÜNYA VE AHİRET SAADETİNİN YOLUNU GÖSTERİYOR
Kırklareli Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ahmet Çapku “İbn Rüşd’de Felsefe ve Toplum” konusunu ele alarak,  İbn-Rüşd’ün dedesi, babası ve kendisinin yaşadığı dönemin iyi incelenmesi gerektiğine işaret ederek, onun Endülüs’te farklı dönemlerde farklı düşünce anlayışı ortamlarında yetiştiğini belirtti. Doç.Dr. Çapku, daha sonra şunları ifade etti: “ İbn  Rüş’de gerçek bilgi,   Allah Teâlâ’yı diğer var olanları olduğu hal üzerine bilmektir  Kişinin ahiret mutluluğu ya da mutsuzluğu bu bilgiye göredir. İbn Rüşd, insanları mutsuzluğa götüren fiillerden kaçınması ancak bu bilgiye göre olur.  Kısaca İbn Rüşd’ün amacı, kişinin dünya ve ahiret hayatında hakiki bilgiye ve hakiki saadete nasıl ulaşabileceği üzerine yoğunlaşmak olmuştur. İnsanın mahiyetini belirleyen ve onu diğer var olanlardan ayıran da ona özgü aklî fiilleridir. Akıl sahibi oluşu insanı yalnızca diğer var olanlardan ayırmakla kalmaz, aynı zamanda onu ayrıcalıklı bir konuma yerleştirir. İbn Rüşd’ün deyimiyle “insan özüyle (zât) değil, ancak özüyle birlikte bulunan akıl sebebiyle insandır ve varlık sahnesindeki her şeyden daha değerlidir. Yine İbn Rüşd’e göre ülkenin yönetimi hikmet ehlince yönetilmelidir. Erdemli bir toplum oluşması için bunu sadece siyaset, bilim adamları değil kadınların da ilmi etkinlere katılmasını istiyor. “

ÖMRÜNDE SADECE İKİ GECE İLİMLE UĞRAŞMADI
Yazma Eserler Kurumu Başkanı Prof. Dr. Muhiddin Macit “Aristoteles Şarihi Olarak İbn Rüşd”,başlıklı sunumunda İbn Rüşd’ün hayatının hep ilimle meşgul olarak geçtiğine dikkat çekerek şunları söyledi: “O reşit olduğu dönemden itibaren biri evlendiği, diğeri babasının vefat ettiği olmak üzere iki gece dışında, okumayı ve düşünmeyi asla bırakmış değildir. Düzenleme (tasnîf), düzeltme (tashîh), telif, özetleme (telhîs) ve açıklayıcı not düşme (tahşiye) şeklinde yazdıkları, yaklaşık on bin sayfayı bulmuştur. İbn Rüşd’ün din ilimleri, metafizik, mantık, tabiat ilimleri, zooloji, psikoloji, astronomi, tıp, siyaset ve ahlak gibi ilgilendiği her alanda kaleme aldığı ve çoğu Latince ve İbranîceye de tercüme edilen ölümsüz eserlerinin sayısı tam olarak bilinmemektedir. Büyük Şarih ve Filozof İbn Rüşd’ün Batı dünyasına etkilerine kıyasla, İslâm dünyasındaki etkileri, gerek düşünürün yaşadığı bölge olan Batı İslâm dünyası (Mağrib) ve gerekse Doğu İslâm dünyası (Maşrık) bakımından incelendiği zaman ortaya şaşırtıcı bir tablo çıkmaktadır. İslam dünyasının gerek Doğusu ve gerek te Batısında hak ettiği ilgiyi bulamamış olan Filozofun zaman zaman da ciddi şekilde eleştirilmiştir. Onun felsefesi basit bir Aristoteles şarihi olarak algılanmasının gölgesinde kalmış olsa da İslam felsefesi geleneğinde Gazzali tarafından başlatılmış olan Tehafüt tartışmalarının doğrudan bir tarafı olması sebebiyle yine de belirleyici olmuştur.  “
BÜTÜN KÜLLİYATI TERCÜME EDİLDİ
İbn Rüşd’ün bütün külliyatı’nın 1220’den itibaren kısa sürede tercüme edilerek Batı dünyasına aktarıldığına da dikkat çeken Prof. Dr. Macit,  İslam Medeniyetinin ürettiği metinler, çok yakından takip edildi ve mümkün olan en kısa sürede Latince ve yerel dillere çevrildiğini söyledi. İbn Rüşd, Aristoteles metinlerini sistematik olarak yorumlayıp şerh ettiği geniş kapsamlı bir projeyi hayata geçirdiğini de hatırlatan Prof. Dr Macit, “ Bu projenin hedefi Aristoteles felsefesini ana metinlere dönerek daha anlaşılır kılmak ve sistematik bir şekilde yeniden ortaya koymak. Dolayısıyla filozof, Aristoteles’in metinlerini değişik düzeylerde ele alarak farklı biçimlerde yorumlar. Genel kabule göre İbn Rüşd, üç düzeyde şerhler yazmış ve Aristoteles’in nerdeyse bütün eserlerini bu kapsamda ele almış. Küçük, orta ve büyük şerhler dediğimiz bu metinler, tekrarlarla birlikte 27 eserden oluşmaktadır, ”dedi.




Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir