Şakir Diclehan Seminerimizden Kareler

OSMANLILARDA BİLİM VE ERZURUMLU İBRAHİM HAKKI

Tarihte kuruluşlarını tamamlayan devletler, bilim, edebiyat, mimari ve sanata büyük önem vererek gelecek nesillerin refah ve mutluluğu için çalışmalar yapar ve ölmez eserler ortaya koymaktan geri kalmazlar. Osmanlılarda mimari ve şiir ileri bir düzeyde olmasına karşılık, bilim ayni coşku ve heyecanda olmamış ve gelişmemiştir ne yazık ki.

Kuruluşundan Kanuni Sultan Süleyman devrine gelinceye kadar pozitif(müspet) ve dini ilimler, medreselerde beraber ve bir arada okutulduğu halde, sonradan gelenler müspet ilimlere “felsefiyat”  gözüyle bakmış ve bu bilimlerin okutulmasını terk etmişlerdir. Dolaysıyla müspet ilimlerde bir gerileme dönemi başlamıştır. Böyle bir anlayışa karşı, 18. Yüzyılda başkent İstanbul’dan uzak bir noktada, yani Erzurum/Hasankale ’de doğup Siirt’in Tillo köyüne giderek öğrenimini tamamlamış ve dönemine göre mükemmel olan MARİFETNÂME adındaki ansiklopedik eserini yazmayı başarmıştır.

Bu eserde o devrin şartları içinde ileri bir düzeyde bir takım yeni buluşlara değinmiş, haritalar çizmiş, özellikle astronomide yeni sayılabilecek buluş ve düşüncelere değinmiştir. Onun çizdiği bu yolda yürüyüş sürdürülmediği ve kulaç attığı bu kulvarda yüzmeğe devam edilmediği için bilim çok cılız kalmıştır.

Batı dünyasının büyük buluşlarına yabancı kalan ve sırtını çeviren Osmanlı Devleti, bu hatasının bedelini fazlasıyla ödemek zorunda kalmış, din ve kültürün birbirinden ayrılmaz iki güç olduğunu fark edemediği için, sonu mutlulukla değil, hüsranla bitmiştir.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir