Batılılaşma Maceramız?

Görenlerin hayranlıkla anlattıkları Batı’nın ne olduğunu anlayamadık bir türlü. İşin tuhafı, anlayamadan Batılılaşmaya çalıştık… Şüphesiz böyle bir yol sağlıklı sonuç vermeyecekti. Üstelik bu işin öncülüğünü, yanlış kimselere bırakmıştık. Uzunca bir süre fikir cereyanlarımıza hep şairler hakim oldu. Dr. Mehmet Niyazi Özdemir’in tespitiyle söylersek: “Şairlerin his ve heyecanlarıyla kurdukları dünyalarda, realitelere yer yok.”

Geçmişte yapılan bir başka hata ise, tahsil için gençlerin Fransa’ya yollanmasıydı. Oysa Fransa yerine İngiltere seçilmiş olsaydı, bugün durumumuz çok farklı olabilirdi. Zira bilimin ve özellikle sanayi devriminin boy verdiği en önemli merkez İngiltere idi. Fransa’yı örnek almış olmamız, sadece bilim ve teknolojide dünyayı geriden izlememize yol açmakla kalmadı. Aynı zamanda katı ideolojik kalıplar içine girmemize de zemin hazırlandı böylece. Bugün hala muğlak bir ifade olarak önümüzde duran “laiklik” anlayışımız bile Fransız mantalitesinin ürünü. Zira onlardan sadece felsefeyi ve bilimi almakla kalmadık. Aynı zamanda Fransız İhtilalini hazırlayan fikir ortamını aynen ithal ettik. Nitekim dönemin Osmanlı aydınları, Voltaire, Diderot ve Cabanis gibi ihtilalci ve materyalist yazarlarla tanıştılar. Sadece onlardan beslenmeye başladılar. 2.Mahmud döneminde açılan Tıbbiye ve Harbiye okullarının kütüphaneleri onların eserleriyle doldu. Söz konusu kitaplar, adeta öğrencilerin başucu kitabı oldu. Okullarda pozitivist felsefe okutulurken, bir taraftan da klasik dini eğitim devam etti. Felsefe ise gereksiz görüldüğü için okutulmadı. Böylece öğrencilerin kafasında bilim-din, din-felsefe ve doğu-batı şeklinde çatışmalar başladı.  Zamanın felsefecilerinden Beşir Fuat (1852-1887) bu çatışmaya kafasında bir çözüm bulamadığı için intihar yolunu seçti.

Burada oluşan zihniyet, bugünkü üniversitelerimizin şekillenmesinde önemli roller oynadı. Meslek kuruluşları ve hatta basınımız da aynı zihniyetin üzerine bina edildi. Bütün kurum ve kuruluşlarıyla bu Jakoben-diktacı anlayışa dayanan bir ülkede, darbelerin bir problem çözme yöntemi olarak kabul görmesi gayet tabiidir.

Kafalardaki karışıklıklar devam ederken, 1933 yılında çıkarılan Üniversite reformu, henüz oluşmaya başlamış olan fikir nüvelerini darmadağın etti. Dar bir ideolojik çevreye sığmayı kabul etmeyen, onurlu öğretim üyelerinin önemli kısmı üniversitelerden uzaklaştırıldı. Bazıları ise ülkeyi terk etmek zorunda kaldı.  Bu yüzden bizde fikir akımları ve bilim ekolleri gelişme fırsatı bulamadı. Oysa tabiat boşluk kabul etmez. Aynı yıllarda ortaya çıkan “Kadro” hareketi pozitivist ve Marxist bir zihniyetle “çağdaş” bir ideoloji kurmaya çalıştı. Bu dönemde kemikleşen zihniyet, her türlü gelişmenin ve yeniliğin önünde büyük  bir set oluşturdu. Eğitimde, bilimde, bürokraside, edebiyatta, sanatta, hatta siyasette bu zihniyetin kalıntıları varlığını sürdürmeye devam etti.

Mesela “ordu-millet” tabiri 18. yüzyılda Fransa’da doğmuş ve bize oradan gelmiştir. Zira Fransa’da bilim ve teknolojinin öncülüğünü hep askerler yapmıştır. Oysa İngiltere’de siviller bu konularda daha etkiliydiler. İngiltere’de Kraliyet Akademisi’nin öncülük ettiği ve ödüllendirdiği bilim zihniyeti, halka halka topluma yayılıyordu. Profesörler, meslek erbabı ve işadamları, toprak sahipleri ve askeri görevliler daima Akademi’nin yol göstericiliğinde ilerliyorlardı. Fransa’da ise çok farklı bir durum söz konusuydu. Zira burada mühendislik mesleği sadece askerlerin ve bürokratların tekelindeydi. 1780 yılında mesleki incelemelerde bulunmak üzere İngiltere’ye giden bir grup Fransız mühendis, hayretler içinde kalır. Zira İngiltere’de askerler kendilerini sivillerden üstün görmüyorlar, bilakis onlarla beraber çalışıyorlardı.

17. yüzyılın İngiltere’si ile Fransa’yı kıyasladığımızda, bizde oluşan “bürokratik devlet” ve “askeri elit” zihniyeti çok daha kolay anlaşılır.

Böylece Jakoben aydınlarımızın hangi kaynaklardan beslendiğini ve bürokratlarımızın vatandaşa neden hep tepeden baktığını görüyoruz. Darbeciliğin niçin hala birçoklarınca meşru görüldüğünü anlamak da zor değil artık…




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir